15
Aralık
2010
Micro-Sys A1 Website Analyzer, HTML ve CSS dosyalarındaki bozuk linkleri ve dosya referanslarını bulmakta cok becerikli bir programdır. Düzenli javascript kodunu kısmen bozuk linkler icin analiz edebilir. Konfigurasyona dayanarak tüm dosya tiplerine (örneğin dökümanlar, resimler ve videolar) referans ekleyebilir, yönlendirme ve link kontrolü yapabilirsiniz. Site taraması tamamlandıktan sonra, Windows Explorer gibi bir düzende, bulunan tüm URL’leri görüntüleyebilirsiniz. Program tüm bozuk linkleri ve yönlendirmeleri hızlı bulma ve cözmeye tamamen elverişlidir. Bulunan tüm öğelerin ayrıntılı bilgilerini görebilirsiniz. Programı kullanarak 404 hatasını nerede görebileceğinizi tespit edebilirsiniz. Micro-Sys A1 Website Analyzer, tamamiyle link kontrol cözümüdür. Online link kontrol aracları gibi değildir. Yerel sunucu, internet, yerel dosya sistemi ve yerel bölge ağı da dahil olmak üzere nerede konumlanmış olursa olsun siteyi kontrol etmeye izin verir.
1
Ekim
2010
Microsoft’un uzun süredir üzerinde çalıştığı Messenger 2011′in de yer aldığı Windows Live Essentials 2011 dün akşam itibariyle yayınlandı! Microsoft, Windows Live Essentials 2011′in uzun süredir beklenen final sürümünü yayınladı. Windows Live Messenger, Mail, Writer, Photo Gallery, Family Safety, Mesh, Movie Maker ve Bing Toolbar’ın yeni sürümlerini içeren pakette pek çok yenilik yer alıyor.
19
Ağustos
2010
3
Ağustos
2010
Kürt, Ermeni, Rum, dindar düşmanı internet sitelerinin tümünü Ergenekon tutuklusu emekli yüzbaşı bilişimci Ataman Yıldırım’ın kurduğu ortaya çıktı. İçeride ve Türkiye’nin komşularıyla savaş çıkartacak kadar düşmanca tezler içeren “derin devlet” internet siteleri son zamanlarda hızla çoğaldı. Devletin en gizli birimlerinden beslenmeden sürdürülemeyecek kadar zengin ve güncel içerikli olan bu sitelerin esrarı düne kadar sürdü. Son Ergenekon operasyonu internette yürütülen psikolojik savaşın başrolündeki kişiyi ortaya koydu: Emekli deniz yüzbaşı Ataman Yıldırım. Böyle yüzlerce site kuran Yıldırım’ın halen TSK’da sivil memur olan Mehmet Bülent Sarıkahya ile de düzenli ilişki içinde olduğu belgelendi..
10
Temmuz
2010
Bu sualin cevabını hep birlikte çözmeye çalışalım.
9
Temmuz
2010
Terör örgütü Hizbullah gerçeği…
Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi, terör örgütü Hizbullah adına, 1992-1994 yılları arasında 71 adam öldürme, 90 adam yaralama, çok sayıda alı saldırı, adam kaçırma ve sorgulama eylemlerini gerçekleştirdikleri gerekçesiyle 13 yıldır yargılanan ve 20′si hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilen 34 sanık ile ilgili gerekçeli kararını hazırladı.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, bin 100 sayfadan oluşan gerekçeli kararın Türkiye’de terör örgütü Hizbullah ile ilgili bugüne kadar yazılmış en kapsamlı gerekçeli karar olduğu bildirildi.
Kararda, terör örgütü Hizbullah adına 1992-1994 yılları arasında Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde işlenen 71 adam öldürme, 90 adam yaralama, çok sayıda alı saldırı, adam kaçırma ve sorgulama eylemleri detaylarıyla yer aldı.
5
Temmuz
2010
Combat Arms ,birçok yerde en çok tercih edilen fps oyunları arasında. Counter tarzı ama aynı zamanda Call Of Duty Multi gibi. Yani herkesin kendi accountu var ve yarattığınız karakterle oynuyorsunuz. Oyun ilerledikçe para ve rütbe alıyorsunuz. Böylece yeni silahlar ve yeni araçlar açılıyor. ( Ya da silahlarınıza modifiye yapabiliyorunuz. )
4
Temmuz
2010
MAVİ’DEKİ ESRARENGİZ SIR
1979 yılında İpekçi`nin katili olarak yakalandığında üzerinde `mavi` kazak vardı. 1981 yılında San Pietro meydanında Papa`yı vurduğunda üzerinde `mavi` kazak vardı. 1983 yılında Papa Ağca`yı ziyaret ettiğinde, üzerinde yine `mavi` kazak vardı. 12 Ocak 2006`da Kartal cezaevinden tahliye edildiğinde, GATA`ya çürük raporu almaya geldiğinde, Ve nihayet önceki gün tekrar tutuklandığında üzerinde hep `mavi` kazak vardı. Peki ne olabilirdi bu mavi kazağın sırrı?
TBMM BİNASINI YAPAN MİMARIN BÜYÜK SIRRI
Viyana tren garındaki fötr şapkalı ve uzun siyah paltolu adam herkesten daha fazla tedirgindi. İstasyondaki alman askerlerinin gözleri üzerine çevrilmiş gibi hissediyordu. Zaman geçmek bilmiyordu. Tek isteği vardı, bir an evvel trene binip viyana’dan olabildiğince uzaklaşmak.
Paltosunun Yakasına iliştirdiği küçük “mine çiçeği” rozetini eliyle bir kez daha yokladı. Düzeltir gibi tekrar üzerinde oynadı. Trenin ince bir çığlığı andıran hareket sesini duyunca biraz olsun rahatladı.
Almanlar’da mine çiçeği; “Beni unutma” anlamına geliyordu.
Naziler Avrupa’da özellikle iki kesimin peşine düşmüştü; Yahudiler ve Masonlar. Bu yüzden nazi iktidarlarının hakim olduğu ülkelerden kaçanların büyük çoğunluğu ya “Yahudi asıllı” ya da masondu.
Naziler, Holtzmeier’in de ofisini basmış, hatta yaptığı anıtı bile yıkmıştı. Belliki arananlar listesinde ilk sıralarda yer alıyordu. Bu nedenle Nazilerden kurtulmak için ülkesini terk etmek zorunda kalmıştı.
Sığındığı ülke ise Türkiye’ydi!
150 YIL SONRA HORTLAYAN ESRARENGİZ ÖRGÜT
1851 yılında kurulan ve ilk açılışı büyük bir debdebe ile bütün Devlet Erkanı’nın önünde yapılan Encümen-i Daniş sadece 12 yıl faaliyette kaldı. Encümen’in adı Devlet Salnamelerinde en son 1862 yılında yer aldı. 1862’den sonra birden bire ve sessiz sedasız yok oldu. Ne lağvedildiği ne de kapatıldığına ilişkin en ufak bir bilgi bulunamadı.
Peki ne olmuştu? Encümen gerçekten faaliyetlerine son vermiş miydi?
Bunu anlamak için aradan tam 147 yıl geçmesi gerekecekti!
1862’de gizemli bir sessizliğe bürünen bu esrarengiz oluşum 2009 yılında Türkiye gündemine bomba gibi düşecekti.
İNGİLİZ AJANI MR. JOHN-DİĞER ADIYLA BEKTAŞİ HALİFESİ MUHAMMED ALİ.
O’nun görevi Bektaşi tarikatına sızmaktı. O’da tıpkı John gibi yetiştirildi. Sünniliği, dört mezheme ait bilgileri öğrendikten sonra Konya’ya gönderildi. şiire meraklı herbert, türkçe, Arapça, Farsça bir çok kaside ve mersiyeyi ezberine aldı. Konya’da her akşam kahvehane, meyhane ve bozahanelere devam etti. Orada rastladığı adamlarla dost oldu. buralarda tanıştıklarına her gece ikramlarda bulundu. Çok paralar sarfetti. Bilgisiyle olduğu kadar rindmeşrebliğiyle çevresinin sevgi ve dostluğunu kazandı. Bektaşi erenlerinin arasında hızla çevre edindi. Sonunda Bektaşi Tarikatında Halife derecesine kadar yükseldi. Ancak Herkes O’nu Muhammed Ali olarak bildi.
VE MECDELLİ MERYEM’İN SEMBOLÜ “M”
TBMM’deki esrarengiz işaretlerden biri de “M” şeklindeki semboldü. Bu esarengiz semboller arasında “üçgen” ve “kadeh” sembolünden sonra en fazla yer verilen sembol buydu. Peki bu esrarengiz harfin anlamı neydi? Neyi anlatmak istiyordu? İşte burada da çarpıcı bir ayrıntı bizi yakalıyor. Çünkü Masonların köklerini dayandırdığı Tapınakçı inanışa göre “M” harfi; Mecdelli Meryem’in sembolü idi. (Hristiyan dünyasında Madgelenalı Maria olarak anılıyor)
Vatikan’ı sarsan son yılların en popüler kitabı Dan Brown’un Da Vinci Şifresi’ne göre, Kutsal Kase sırrına sahip Sion Tarikatı, bu sırrı korumalarının yanı sıra yaptıkları eserlerde İsa’nın soyunu taşıyan Mecdelli Meryem’e saygılarını gösteren gizli sembollere yer veriyorlardı.
NASIL MASON OLDUM!
Bir gün bir arkadaşım yanıma sokuldu ve gizli bir sesle kulağıma fısıldadı: – “Seni de birader yapmak istiyoruz!” Bu, hiç aklımda, hayâlimde olmayan şeydi& Benim haberim yok. Tahkikat yapılmış. Bir gün arkadaş: – “Gidiyoruz.” Beyoğlu`na geçtik. Parmakkapı taraflarında dar bir sokağa saptık; yürüdük, gene saptık; gene yürüdük, gene saptık. Acaba bu sapışlar bana yolu şaşırtmak için mi? Nihayet, daracık bir sokakta bodur kapının önünde durduk. Arkadaş kapıya işaret verir gibi vurdu. Girdik. Arkadaş benden ayrıldı. Aksak adamla yalnız kalmıştım.
28 ŞUBAT’IN KİLİT İSMİ BİR MASONDU!
Kırmızı Kitap olarak bilinen ve Türkiye’nin “gizli anayasası” olarak nitelendirilen kitabın hazırlayıcıları arasında yer aldı. 28 Şubat sürecinde özellikle fişlemelerle gündeme gelen ve özel görevi irticai faaliyetleri izlemek olan Başbakanlık Takip ve Koordinasyon Kurulu’nda görev yaptı.
Görev süresince 10 başbakan, 5 cumhurbaşkanı değişti. Ama o değişmedi.
28 şubat’ın kilit ismi bir masondu! Ankara’da kurulu Defne Mason Locası’nın üstad-ı Muhteremi yani loca başkanıydı.
ONLAR YAHUDİ DİYARININ KURTARICILARI
“Büyük Üstad: Kimden sakınmalıyız?
1. Nazır: Düşmanlarımızdan ve kardeşlerimizden.
Büyük Üstad: Kardeşlerimizden sakınmamızın sebebi nedir?
Nazır: İsrailoğulları esarettedir. Biz onların kurtulmaları maksadını takip ediyoruz. Lakin yeni kardeşlerimiz bizim bu projemizi anlamayacaklar ve tatbikini engelleyeceklerdir.
Büyük Üstad: Kardeşlerim! Nizam vaziyeti alalım. Yahudi diyarının kurtarıcısını selamlayalım.” (15. Derece Çalışma Rehberi, shf-24)
ÇOK DAHA ÇARPICI AYRINTILAR VE ÇOK DAHA ÇARPICI BELGELER BU KİTAPTA. DUL KADININ OĞULLARI-TAPINAĞIN TÜRK ŞÖVALYELERİ BEYNİNİZİ ALLAK BULLAK EDECEK.
Sıpariş İçin : www.dulkadininogullari.com sitesinden online talep edebilirsiniz..
4
Temmuz
2010
Aslında çok şeydir, Türk olmak.
Türk olmak, Osmanlı’nın borcunu ödemektir. Hovarda babanın borçla yaşayan evladı gibi.
Kosova’da ve Bosna’da, Batı Trakya’da ve Makedonya’da bilmem kaç asır geçmişte kalan meselelerin hesabını vermektir.
Türk olmak Kıbrıs’ta, Hocalı’da, Anadolu’da ve Balkanlar’da soykırıma uğrayıp karşılığında yapmadığın soykırımla suçlanmaktır.
Türk olmak faşist olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sahip çıktığınca.
Türk olmak demokrat ve çağdaş olmaktır, vatanına, milletine, tarihine sövdüğünde.
Türk olmak lisanının Avrupa’da yasaklanmasıdır ve yine Türk olmak kendini ve derdini anlatamamaktır.
Avrupa’da hor görülmek Türk olmaktır, ataların bir çok asır önce Viyana’yı kuşattığı için ve hoş görülmemektir tabii ki sadece kuşatıp; Napolyon gibi bütün Viyana’yı yakmadığın için.
Türk olmak Selanik’te Pontus Anıtı’nın, Viyana’da çiğnenen yeniçeri minberinin ve Malta’da papazın üzerine bastığı Türk bayrağı heykelinin önünden geçmektir.
Türk olmak zordur, çetindir ve eziyetlidir. Üç kıtadan dönüp, bir küçük yarımadada misafir muamelesi görmektir. Sayısız imparatorluk kurmak Türk olmaktır, aynı zamanda sayısız imparatorluk yıkmak da Türk olmaktır.
Arabaya koşulan ilk atın vatanında, ilk yazılı antlaşmanın imzalandığı yurtta, yazının bulunduğu, paranın icad edildiği her metrekaresinden bereket fışkıran bu yurtta, kalkınmak için yabancı sermaye beklemektir.
Türk olmak; Troya’dan bu yana, Sümer’den bu yana serpilerek gelse de, tarihten eski bu topraklarda, bütün zamandan damıtılarak gelen yüksek değerlerine rağmen, bir haftalık hafıza ile yaşamaktır.
Doğu Roma’yı da Batı Roma’yı da yıkıp, yeni Roma olan AB’ye girmeye çalışmaktır Türk olmak.
Türk olmak, Mostar’da köprüdür, Kerkük’te kaledir, İstanbul’da
Kızkulesi’dir, Anadolu’da buğdaydır, Çukurova’da pamuktur, Ege’de tütün, Karadeniz’de fındık, Trakya’da ayçiçeğidir.
Türk olmak Çanakkale’de ölmektir. Çanakkale’de ölmeden önce düşmana su vermektir, onun yaralısını sırtında kendi hastanesine taşımaktır.
Düşmanın ardından rahmet okumak, kanlından helallik almaktır.
Sabahları odana rahmet dolsun diye, camı açmaktır. Kar yağdığında kayak yapmayı değil, evsizleri düşünmektir. Balkon köşesine kuşlar için, kışın ekmek kırıntısı, yazın su koymaktır. Yağmura rahmet, kara bereket diye bakmaktır.
Türk olmak, harap bir ülkede, zengin ülkelerin müstemlekesini
reddedip, tahtadan kılıç ve ipten üzengi ile, paylaşacak ve
sahiplenecek tek varlığı fakirlik olmasına rağmen, yedi düvele meydan okumaktır.
Türk olmak askere davul-zurna ile uğurlanmaktır, belki de
dönmeyeceğini bilerek. Türk olmak, annenin şehit oğlunun
ardından ‘bir oğlum daha olsun, onu da vatan için göndereceğim’
demesidir. Babanın gözyaşlarını tutarak, tabutuna son kez
dokunurken ‘vatan sağ olsun’ demesidir.
Türk olmak ‘Türk çayında radyasyon olmaz’ yalanları ile, ‘gusül
abdesti alana aids bulaşmaz’ dolanları ile yaşamaktır.
Her hükümetin enkaz devraldığı, ama asla ardında enkaz bırakmadığı ülkede olmaktır.
Türk olmak, ecdadın yaşadığı kıtlıktan dolayı, çayın yanında gelen şekerden fazla olanı garsona geri vermektir. Aynı nedenle Türk olmak, yemeği ziyan etmekten korkmaktır. Göz hakkına, diş kirasına saygıdır.
Türk olmak. Evindeki bir kap aşın yarısını tanrı misafirine vermektir. Kendi yerde, misafiri döşekte yatırmaktır Türk olmak.
Türk olmak, milli maçta ağlamaktır. Ayhan Işık’a, Belgin Doruk’a aşık olmaktır. Türk olmak, aşkını ölesiye sevmektir. Aşkı için ölmektir, öldürmektir. Sevdiceğinin elini bir tez tutamadan, toprağa girmektir.
En güzel aşk şiirlerini yüreğinde hissetmektir. Eşkıyaya türkü
yakmaktır, Türk olmak.
Milletine sövmektir, ama başkasına sövdürmemektir, Türk olmak.
Türk olmak Yunus’u bilmektir, Aşık Veysel’i sevmektir. Mevlana’yı,
Hacı Bektaş-ı Veli’yi ve Hoca Yesevî -tek bir satırını okumasa da
yüreğinde taşımaktır.
Türk olmak, saz çaldığında, ney üflendiğinde, kös dövüldüğünde ve kaval çaldığında, yüreğinin derinlerinde bir sızı sezmektir, bir de Yemen Türküsü’nde…
Hayatın sana verdiklerine ‘nasip’, vermediklerine ‘kısmet’ demektir. Her işin ‘hayırlısına’ inanmaktır ve ‘feleğe’ küfretmektir ve ağlamamak için çok gülmekten çekinmektir.
Türk olmak, Asya’da batılı, Avrupa’da doğulu diye tepki görmektir.
Irk sözünü bilmeden yaşamak, yaradılanı Yaradandan ötürü sevmektir.
Magazin programları ile dizilerin arasına sıkışsa da, silkinip
üzerindeki ölü toprağını atabilmektir. T
Türk olmak, mahalle maçı için aynı saatte, on kişi buluşamazken, milyon kişinin bir araya gelmesidir.
Tavla oynarken bile kavga ederken, milyon kişinin kavga
etmeden gösteri yapabilmesidir.
Türk olmak, buhran zamanında Arjantin’de de mağazalar yağmalanırken, daha ağır buhranda sorumlusuna en ağır cezayı tek bir cam kırmadan sandıkta kesmektir.
Türk olmak en zayıf gününde bile dünyaya meydan okumak, en dertli gününde bile her ufunetin bir şafakta biteceğini bilerek tevekkül göstermektir.
Zor iştir Türk olmak. Türk olmak Anadolu’da her düşen yağmur
damlasına hamdetmek, her çıkan başak için şükretmektir.
Türk olmak, medeniyetler mezarlığı Anadolu’da dik durabilmektir.